Bölüm 5 - Yirmi Üç
Musluktan akan suyun sesi onu rahatlatıyordu. Derin derin nefes aldı bir kaç kez. Kendini hazır hissetmeliydi. Korkuyordu ama yapmalıydı. Gerçekleri öğrenmesi için uyuması gerekiyordu. Matthew’in anlattıkları onu çok şaşırtmıştı. Kavanozdaki küçük hayvanlardan, kuş resimlerinden, yerdeki parkelerin desenlerinden ve minyatür binalardan bahsetmişti. Semih rüyalarında devasa hayvanlar, garip mekanlar, toprak ve asfalt gibi şeyler görüyordu. Matthew bunların çoğunun resim ve nesneler olduğunu söyledi. Hepsi masa üzerinde önlerinde duruyordu. Matthew son iki rüyasında bu nesneleri görebildiğinden bahsetmişti. İlkinde sadece yakın olanları seçebilmişti. İkincisinde ise daha uzaktaki nesneleri de ayırt edebiliyordu. Ama söylediği en önemli şey ise üçünün rüyada yalnız olmadığıydı. Matthew başkalarını da görmüştü rüyalarında. Sinem ve Semih gördüğü kişilerden ikisiydi sadece. Matthew soğuk kanlı olurlarsa ve odaklanırlarsa nesneleri görebileceklerini anlattı. Evinin güvenli olduğunu ve geceyi bir arada geçirmelerinin daha doğru olacağını söyledi onlara. “Uyuyalım ve beraber rüya görelim. Aynı evde olmak kendimizi daha iyi hissettirir.” diyordu sürekli. Bu fikir onlarında hoşuna gitmişti. Korkuyolardı, ama ikiside rüya görmek istiyordu.
Semih kendini hazır hissettikten sonra yatağına gitti. Bir müddet camdan içeri vuran ay ışığını izledi. Kafasında bir sürü soru vardı cevaplanması gereken. Soruları ve cevaplarını düşündü. Bu rüyalar gittikçe daha da ilginç hale geliyordu. Bu kadar gerçekçi olmaları normal mi diye merak ediyordu. “Ya uyurken birileri bizi kaçırıyorsa?” diye düşündü. Uyku saatleri uzun sürüyordu, bu yüzden mantıksız gelmiyordu bu fikir ona. Ama yinede emin olması mümkün değildi. Bunları düşünürken gözleri ağırlaştı. Bir önceki gece uyumamıştı nede olsa. Yavaşça gözleri kapandı ve yine içerisinde korkuyla uykuya daldı.
Masmavi gökyüzüne bakarken buldu kendini. Bir kaç tane ufak beyaz bulut vardı. Ne kadar şirin ve güzel diye düşündü. Uçuşan bir kaç tane martı gördü. Kanatlarını usulca çırpıyorlardı. Ufak bir esinti hissetti o an. Her şey çok güzel geliyordu ona. Sonra kuşlarda garip bir şey dikkatini çekti. Kanat çırpmıyorlardı ama ilerliyorlardı. Sanki resim gibiydiler. Kuşların olduğu noktaya odaklandı. Her şey çok açıktı. Gördüğü gerçek kuşlar değildi, sadece bir fotoğraftı. Birden paniklemeye başladı. Kafasını aşağı indirip ileri bakmak istedi. Gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüştü. Gökyüzü cennet gibiyken, yeryüzü cehennemden farksızdı. Ağaçların yandığını gördü. Modern bir yapı içerisindeydi bu sefer. Cam bir gökdelende olduğunu farketti. Yerde köpekler ve kediler koşuyordu. Hepsi yanıyordu üstelik. Can havliyle koşuyorlardı. Soğuk kanlı olmalıydı. “Bu sadece rüya, bu sadece rüya, ...” diye telkinde bulunuyordu sürekli. Sonra elinde bir el hissetti. Kafasını hızla çevirip baktı. O an bir meleğin ona baktığını zannetti. Bu Sinem’in eliydi. O kadar iyi hissetmişti ki kendisini, tüm stresi gitmişti. Gerginliği azalınca kedi ve köpeklerinde fotoğraf olduğunu farketti. Cam gökdelen ise sadece bir minyatürdü. Hepsi önünde bir masanın üzerindeydi. Kafasını sola çevirdi, o an Matthew’i gördü. Gözlerine inanamıyordu. Gerçekten de rüyada bir aradalardı. Sonra arkasına döndü. O an şok olmuştu. Yalnız değillerdi. Orada onlar gibi bir çok insan vardı. Kendisine yakın olan bir iki tanesinin yüzünü seçebiliyordu. Uzaktakiler ise bulanıktı. Heyecanlanmıştı yine. Arkasını döndü. Uzakta bir yerde yine onu gördü. Kırmızı gözlü o korkunç adamı, Bay X’i. Sonra bilincini kaybettiğini hissetti. Vücudu uyuşmaya başlamıştı. Gözleri kapanıyordu yavaşça. Sanki rüyasında uykuya dalıyordu. Son bir kez Sinem’e baktı ve gözleri kapandı.
Uyandığında sersemlemiş haldeydi Semih. Rüyasında neler olduğu geldi aklına. Heyecan vericiydi, ve ilk kez rüyası güzeldi. Bu fikir bile onun hoşuna gidiyordu. Çünkü rüyaları güzel olduğu sürece rahatça uyuyabilirdi. Artık korkması gerekmiyordu. Kendine gelmek için biraz silkindi. O sırada odaya Matthew girdi. Ayağa kalkması için Semih’e yardım etti. Matthew çok sağlam bir adamdı, ama Semih çok sarsılmıştı. Rüyalar onu çok yoruyordu. Matthew 14 saatte uyanabilmişti. Semih ise neredeyse 28 saattir uyuyordu. Sinem’de uyanmıştı. Onun uykusu 21 saat sürmüştü. Sinem rüyalardan sonra insanın kendisini toparlamasının uzun sürdüğünü farketmişti. Bünyesinin dayanıklılığına göre daha çabuk kendine geliyordu rüya gören kişi. Artık hepsi rahatlamıştı, çünkü rüya gördükçe daha çok ipucu elde edeceklerini biliyorlardı.
Rüyalar hakkında konuştular uzun bir süre. Ne gördüklerinden bahsettiler. Semih kedi köpek ve yangın görmüştü. Sinem ise nehir ve boğulan balinalar görmüştü. Matthew bunların aksine taştan bir duvar ve dev balonlar görmüştü. Semih ve Sinem’in gördüklerini ise çok farklı anımsıyordu. Yanan bir ispirto ocağı, bir bardak su ve hayvan fotoğrafları ... Bu nesneler daha önce gördüklerine göre daha uzaktaydı ama hepsi aynı masanın üzerindeydi. Matthew her rüyasında daha uzaktaki nesneleri seçebildiğini farketti. Gördüklerinin ne olduğunu düşündüler bir süre sessizce. Semih’in söylediği bir laf böldü sessizliği. “Yirmi üç.” dedi birden. Matthew ve Sinem buna bir anlam veremediler. “Yirmi üç nedir?” diye sordu Sinem. “Orada bizim dışımızda yirmi üç kişi vardı.” dedi Semih. “Emin misin?” diye sordu Sinem. Semih, sanki Sinem onunla dalga geçiyormuş gibi ona baktı, “Ben matematikçiyim. Sayılar benim işim. Ve ben her şeyi sayarım.”. O anı evin kapısına atılan bir tekme böldü. İkinci bir tekme sesi daha duyuldu. Ardından üçüncü ve son darbe. Kapı kırılmıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder