Bölüm 4 - Tehlikeli Bir Adam

Adam Matthew’in suratına o kadar hızlı bir yumruk attı ki, Matthew dahil masadaki kimse yumruğun nereden geldiğini farkedemedi. Sinem ve Semih korkuyla yerlerinden fırladılar. Matthew yumruğun etkisiyle geri fırladı. Adam onun havadaki elini kaptı ve kolunu bükerek kımıldamasını engelledi. Sonra da Matthew’in suratını tüm gücüyle masaya vurdu. Kırılmış burun sesini kafenin öbür ucundakiler bile duymuştu. O sırada arka masadan birisi adamın üzerine fırladı. Adam o kadar kıvrak ve hızlıydı ki kimsenin onun karşısında şansı yoktu. Üzerine atlayan adam daha ona ulaşamadan sağ diz kapağına yediği tekme ile diz üstü çöktü. Paltolu adam onun kolunu tuttu ve adamın arkasına geçti. Tüm gücüyle adamı boynundan tutup yandaki masanın üzerine fırlattı. Semih paltolu adamın kim olduğunu bilmiyordu, ama yakın dövüş konusunda usta olduğu her halinden anlaşılıyordu.

Paltolu adam iki kişiyi de yere serdikten sonra etrafını süzdü. Başka saldıran var mı diye baktığı çok rahat anlaşılıyordu. Sonra Semih’e döndü. Semih korkmuştu. Bu adam nereden çıktı? Matthew’dan ne istiyordu? Daha da önemlisi, neden ona bakıyordu? Önce Semih’e sonrada Sinem’e baktı ve “Acele edin gitmeliyiz. Sizi takip ediyorlar.” dedi. Sinem silkinip toparlanmıştı. Yine o sağlam duruşa geçmişti. Sanki hiç bir güç onu durduramaz gibi görünüyordu. “Sen kimsin ve ne istiyorsun?” dedi Sinem. Adam Sinem’in gözlerinin içine baktı ve “Benim adım Matthew Kemp. Rüyaları gören üçüncü kişi benim. Ve bu adamda size ulaşmaya çalışan bir sahtekar.” dedi. Semih ve Sinem şoka girmişti. Semih nasıl bir işe bulaştığını düşünüyordu. Ne tür bir belanın içerisindeydi acaba. Düşünecek çok şeyi vardı ama şu an sırası değildi. Şu an düşünmesi gereken tek bir şey vardı. Bir an önce oradan kaçmak.

Matthew kafenin arka kapısına doğru koştu. Semih ve Sinem’de onu takip etti. Kapıdan çıktıktan sonra koşmaya başladılar. İkiside Matthew’in nereye koştuğunu bilmiyordu ama ikiside takip etmek istiyordu. Matthew karmaşık ara sokaklardan geçerek onları bir caddeye ulaştırdı. Sonra bir otobüse bindiler. Yaklaşık yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra indiler. Matthew onları bir kaç sokaktan geçirdi. Sokaklar varoş sokaklardı. Her an bir cinayet yada  hırsızlık vakası olma ihtimali vardı. Tekin bir yer değildi bulundukları mahalle, ama onlar Matthew’i takip ediyorlardı. Onun bir şeyler bildiğine inanıyorlardı çünkü. Boyası dökülmüş bir binaya girdiler. Üçüncü kata vardıklarında Matthew kapıyı açtı ve onları içeri aldı. Sinem ve Semih gördükleri karşısında hayrete düşmüşlerdi. Bu varoş sokaklarda, böyle yıkık dökük bir binanın içerisinde bu kadar düzenli ve güzel bir ev bulmayı hayal etmiyorlardı. Her şey düzenliydi ve temizdi. Matthew’in çok disiplinli biri olduğunu ilk eve girdiklerinde anlamıştı ikiside. Bir odasında sadece kitaplar ve bir koltuk vardı. Bu oda onun kütüphanesiydi şüphesiz. Matthew onları salona buyur etti ve birer bardak su getirdi. İkisinin de suya ihtiyacı vardı. Son zamanlarda fazlasıyla heyecan yaşıyorlardı ne de olsa.

Bir süre sonra sohbet iyice koyulaşmış, Semih ve Sinem’in gerginliği azalmıştı. Matthew onlara kendini anlattı. İki sene önce üniversitede fizik doktorası yapıyordu. Daha sonra yönetim ile yaşadığı tatsız bir olay yüzünden üniversiteyi bırakmak zorunda kalmıştı. 50 yaşında gösteriyordu ama daha otuzuna yeni girmişti. Kendisi İngiliz’di. Yalnız yaşıyordu ve kimsesi yoktu. Sinem ve Semih gibi o da bir hafta önce rüya görmeye başlamıştı. Bu tip konularda hassas olduğu için kendisini insanlardan soyutlamıştı. Bu sayede kendini güvenceye aldığını düşünüyordu. Bu tarz rüyaların normal olmadığına ve başına ciddi bir şeylerin geleceğine inanıyordu. Bu konuda haklıydı da. Üç gün önce birileri onu  takip etmişti. Takip edenler kafedeki adamlardı. İzini kaybettirip onlardan kaçmak zorunda kalmıştı.

Sinem Matthew’a rüyalarını anlattı. Neler gördüğünü, ne kadar korkunç olduğunu ve neler hissettiğini bir bir anlattı. Sonra Semih rüyalarından bahsetti. Matthew kendi rüyaları ile onların gördüğü rüyaları karşılaştırıyordu kafasında. Yılanlar ve solucanlar, saray ve şato, silüet ... Semih anlatmayı bitirince kendini rahatlamış hissetti. Başına gelenleri anlattıkça gerginliği biraz daha azalıyordu. Matthew ikisini de dikkatlice dinledi. Sonra bir kaç dakika sessizce düşündü. Semih bir yorum yapmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Matthew oturduğu koltukta ileri doğru eğildi, sonra Semih ve Sinem’in gözlerine baktı. “Söyledikleriniz kavanozdaki solucanları ve yılanları açıklıyor. Saray ve şato maketleri de tamam. Peki ama gerçekten merak ediyorum. Beni nasıl göremediniz?”

Yorumlar

Popüler Yayınlar