Bölüm 9 - Hermann Krueger

        Dakikalardır ayakta durmuş fotoğrafa bakıyorlardı. İkisi de gördükleri karşısında hayrete düşmüştü. Sinem’in elinde duran fotoğrafta Bay X ve Matthew yanyana duruyordu. Matthew fotoğrafta şu anki halinden biraz daha zayıf görünüyordu. Ama yüzü aynıydı. Gerçekten onca  zamandır yaşıyor olsa yüzünde bir sürü kırışıklık olması gerekirdi. Oysa Matthew aynı bu günkü halinde göründüğü gibiydi. Semih Sinem’in anlattığı kadarıyla biliyordu Bay X’i. Resimde gördükleri Sinem’in tanımına uyuyordu ancak bir fark vardı. Resimdeki adamın saçları vardı. “Bay X kel değil miydi?” diye sordu Semih. Sinem fotoğrafı inceledi. “Evet kel ancak bu fotoğrafta saçı var. Üstelik benim gördüğüm haline göre çok genç duruyor.” dedi Sinem. “Her şey çok anlamsız. 1953 yılından bahsediyoruz burada. Onca yıldan sonra Matthew yaşlanmadı ama Bay X yaşlandı mı yani? Bu çok saçma. Ne yani Matthew ölümsüzlüğün sırrını mı buldu?” dedi Semih. Son söylediği laftan sonra biraz duraksadı. Matthew’in söyledikleri geldi aklına. Hiç kimsenin bilmemesi gereken bir sır biliyordu ve onu korumak için her şeyi yapacağını söylemişti. Öylece kalakalmıştı Semih. Düşündükleri ona mantıklı geliyordu. Ölümsüzlüğün sırrını insanlar bilse ne olurdu diye düşündü. Böyle bir hayatın ne kadar korkunç olacağını geçirdi aklından. Ölmeyen ve yaşlanmayan insanları, sürekli artan nüfusu, yetersiz kalan ve sonunda  bitecek olan doğal kaynakları düşündü. Bunun sonucunda çıkacak savaşları düşündü. İnsanların ölümsüz olduğu için kanunları hiçe saydığını ve hepsinin keyfi hareket etmeye başladığını düşündü. Bu tam anlamıyla kaos demekti. Sinem Semih’in aklından geçenleri tahmin edebiliyordu. Bu düşünceler onu da korkutuyordu, ancak o olaylara karşı daha soğuk kanlı yaklaşabiliyordu ve şu an düşünmesi gereken tek şeyin içinde bulunduğu durum olduğunu düşündü. Şu an bulundukları durumdan ve aptal rüyalardan kurtulabilirse gerisini düşünmek için vakit ayırabilirdi.

        Semih düşüncelere daldı ve yanında duran koltuğa çöktü. Yaşadıkları kabus gibiydi başlarda. Rüyalardan ne kadar korktuğu, uykusuz geceleri geldi aklına. Sonrasında geçirdiği hareketli günleri ve yaşadığı olayları düşündü. Şimdi ise, hakkında hiç bir şey bilmediği bir adamın sığınak diye adlandırdığı yerdeydi. Birisi yıllar önce ona bunları yaşayacağını söylese gülme krizine tutulurdu muhtemelen. Yaşadıkları gerçek değilmiş gibi geliyordu ona. Gördüğü rüyaların giderek gerçekçi olduğu ve yaşadıklarının giderek garipleştiği düşünülünce bu kulağa mantıklı geliyordu. Omzuna dokunan bir el onu bu düşüncelerinden uzaklaştırdı. Sinem Semih’in elinde duran ruloları işaret etti ve “Sence şunlara baksak nasıl olur?” dedi. Semih kendine gelmek için silkindi. Sonra elindeki rulolara baktı. Hepsi kurdela ile bağlanmıştı. İçlerinden bir tanesini açtı. Kağıt aydınger kağıdıydı. Üzerinde bazı işaretler vardı ve sözcükler yazılıydı. Sinem bunun ne olduğunu görür görmez anladı ve Semih’e “Al onları ve beni takip et.” dedi.

        Sinem koşar adımlarla laboratuvara girdi ve büyük masanın önüne geldi. Semih’in elinde duran ruloları aldı. Her birini masanın üzerine açtı. Kağıtların üzerindeki işaretler, masanın üzerinde duran çizgilere uyuyordu. Her bir aydınger kağıdı masanın üzerinde duran bir çizgiye karşılık geliyordu. Sinem noktaları denk getirmeye özen gösterdi ve Semih’in yardımıyla tüm aydıngerleri masaya bantladı. Sonra da masanın altında duran ışığı açtı. İkisi de gördükleri karşısında hayrete düşmüşlerdi yine. Matthew ile ilgili her şey onları şaşırtabiliyordu artık. Masanın üzerinde üç adet zaman çizgisi vardı. Her birinde farklı olaylar işaretlenmişti. En üstteki çizgide yazanlara baktı Semih. Çizginin en başına “Uzun Bir Yolculuk” yazılmıştı. Çizgi üzerindeki bazı olaylar onun için hiç bir anlam ifade etmiyordu. Ancak ona ilginç gelen şeyler vardı. İşaretli olaylardan bazılarını yaşamıştı. Kafedeki kavga, Matthew’in evindeki baskın, Matthew’in kayboluşu, ... Bunların hepsine tanık olmuştu. Daha ilginç bir soru geldi aklına. Matthew kaybolacağını nereden biliyordu? Semih yine kafasındaki sorularla boğuşuyordu. Sinem’de Semih’in gördüklerini görmüştü. O da hayretler içindeydi. Matthew’in ne kadar şaşırtıcı ve tahmin edilemez bir insan olduğunu düşündü. Böylesine farklı bir insan gerçek olabilir miydi? İlk çizginin sonundaki noktaya baktı Sinem. “Yolculuğun sonu” yazıyordu. Matthew acaba hangi yolculuktan bahsediyordu. Burada belirtmek istediği ölüm müydü yoksa. Rüyalarda gördükleri Bay X belkide Azrail’di. Belki de hepsi için ölmenin zamanı gelmişti. Düşündüğü her şey anlamsız ve mantıksız geliyordu ona. Bu kadar gizem onun için çoktu.

       Aradan bir kaç saat geçmişti. İkiside çok yorulmuştu. Başlarına gelen onca olay üzerine kafa patlatmışlardı saatlerce ve yine hiç bir şey bulamamışlardı. Şimdi ise yorgunluktan bitkin düşmüşlerdi. Uzun süredir uyumamışlardı. İkisinin de gözleri ağırlaşıyordu. Semih “Uyumamalıyız. Uyursak her şey bitebilir.” dedi Sinem’e. Ancak kendi gözleri neredeyse kapanmak üzereydi. Kelimeler ağzından zar zor çıkmıştı zaten. Sinem’de cevap verecek güç kalmamıştı. “Haklısın...” gibi bir şeyler çıktı ağzından, ancak onunda konuşacak hali yoktu. İkisinin de yavaşça gözleri kapandı. Her yer bembeyazdı. Semih bir şeyler görme ümidiyle kafasını sağa sola çevirdi. Sadece beyazlık vardı. Ne bir nesne, ne de bir insan vardı görünürde. İleri doğru bir kaç adım attı. Ayağının bir şeye çarptığını farketti. Kafasını yere çevirdi. Yerdeki karınca desenli parkeyi gördü. Sonra da çaprtığı masanın ayağını. Yanındaki diğer parkeleri farketti. Hepsi oradaydı. Kafasını kaldırıp önüne baktı. Masa ve üzerindeki eşyalar yerinde duruyordu. Kavanozlar, resimler ve minyatürlerin hepsi yerindeydi. Biraz ileri baktı. Diğer masayı ve masanın üzerindeki tüm nesneleri net bir şekilde görebiliyordu. Gördüğü hiç bir şey rüyaya benzemiyordu. Daha da ileri baktığında beyaz duvarları farketti. Kafasını yukarı çevirdi. Tavanda yuvarlak metal cihazlar vardı. İncelediğinde bunlardan bir sürü olduğunu ve her birinin başka bir insanın kafasının üzerinde olduğunu farketti. Diğer insanları inceledi. Bazıları kontrolsüzce sağa sola bakıyordu. Bazıları ise nerede olduğunun bilincindeydi ama tepki veremiyordu. O an Sinem’i gördü. Ona uzandı ve omzuna dokundu. Sinem hızla kafasını çevirdi. Semih’i görünce rahatlamıştı. İkisi de bulundukları ortamın bilincindeydi. Semih yanından birisinin geçtiğini farketti. Hemen kafasını çevirdi. O korkunç surat karşısında duruyordu. Ancak bu sefer silüet değildi. Semih tüm ayrıntıları seçebiliyordu. Yüzünü net bir şekilde görebiliyordu adamın. Üzerindeki kıyafete baktı. Kahverengi bir takım elbise giymişti ve içinde beyaz bir gömlek vardı. Sonra onu her gördüğünde palto zannettiği şeyi farketti. Bu bir laboratuvar önlüğüydü. Bu adam bir bilim adamıydı şüphesiz. Adam elini uzattı ve Semih’in gözleri önünde bir kaç kez şaklattı. Semih adamın hareketi üzerine geri çekildi. Adam Semih’in hareketinden sonra elindeki kağıda bir şeyler karaladı. Sonra yanındaki kişiye geçti. Semih o an adamın tek tek herkesi kontrol ettiğini anladı. İnsanların bilinci yerinde mi değil mi diye kontrol ediyordu. Adam tek tek herkesi kontrol etti. Semih orada bulunan insanlara baktı. Birden, bilinci yerinde olmayan kişiler ortadan kayboldu. Semih gördükleri karşısında şok olmuştu. “Nereye gitti bu adamlar!” diye bir çığlık attı. Oradaki diğer herkes Semih’e bakıyordu. Sinem’de bu kişilerin arasındaydı. Sonra kafalarını çevirip diğer insanların olduğu tarafa baktılar. Yerlerinde olmadıklarını görünce onlarda korkmuşlardı. “Baylar bayanlar lütfen sakin olun. Her şey yolunda ve kontrol altında.” diye seslendi Bay X. “Buraya gelmek için uzun bir yol kat ettiniz ve hepiniz yorgunsunuz. Biraz dinlenip kendinize geldiğiniz zaman arkadaşlarım sizi bilgilendirecekler. Ben Dr. Hermann Krueger. Bu araştırma merkezinin başında ben varım. Kendinize geldikten sonra her birinizle tek tek ilgileneceğim.” diye devam etti. Oradaki kişilerden biri “Bu bir rüya, biz hiç bir yere gelmedik. Saçma sapan konuşma.” diye bağırdı. Dr. Krueger elindeki kalemi adamın kafasına fırlattı. Adam “Ah..” diye acıyla inledi. “Hepiniz fiziksel olarak buradasınız Bay Lee.” dedi Dr. Krueger. Herkes şok olmuştu. Fiziksel olarak yer değiştirmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki? Oradaki herkes Dr. Krueger’a sorular yağdırmak istiyordu ancak hepsi yorgundu. Semih Sinem’in elini tuttu. Sinem Semih’in elini hissedince rahatlamıştı. Sonra göz göze geldiler. İkisi de birbirlerinden başka güvenecek kimseleri olmadığını biliyordu. Sonra Dr. Krueger’in son sözü duyuldu. Bu söz herkesin kanını dondurmuştu. “Baylar ve bayanlar, şimdi lütfen sessiz bir şekilde arkadaşlarımı takip edin. Sizleri dinlenmeniz için odalarınıza götürecekler. Bu zorlu yolculuk için özür dilerim ancak başka çaremiz yoktu. Umarım buraya çabuk adapte olursunuz. Antartika’ya hoş geldiniz.”

Yorumlar

Popüler Yayınlar