Bölüm 7 - İlk Temas
İleride parlayan ışık gözünü alıyordu. Gözünü kısıp bakmaya çalıştı, ama bir şey göremiyordu. Kafasını yere eğdi. Yerde karıncalar dolaşıyordu. Binlerce karınca ayaklarının dibinde duruyordu. Kalbinin hızla çarptığını hissetti. Dörtten fazla bacağı olan hiçbir canlıdan hoşlanmazdı Semih. Tüm vücudu titriyordu. Elleri ile gözlerini kapattı. Alnından soğuk terler boşanıyordu. Derin derin nefes almaya başladı. Korkusunu kontrol etmeliydi. Bu bir rüyaydı ve kendini kontrol etmezse çok daha kötü bir hal alacaktı. Bir kaç kez derin nefes aldıktan sonra gevşedi. Ellerini gözlerinden çekti ve yere baktı. Yerde bir parke duruyordu. Üzerinde ise karıncaların olduğu bir resim duruyordu. Bu görüntü onu rahatlattı. Yine rüyasını kontrol altına alabilmişti. Kafasını kaldırdı ve ileri baktı. Önce ileride koşan köpekler ve kediler gördü. Sonra kavanozdaki hayvanları farketti. Minyatür binalar çarptı gözüne. Hayal görmüyordu. Her şey gözlerinin önündeydi. Bir an için rüyalar ile ilgili bir şey anımsadı. İnsanların kendi rüyalarını kontrol edebilmesi(lucid dreaming) ile ilgili bir şeyler okumuştu internette. Acaba bu da o tarz bir rüya mı diye düşündü. Odaklandığı zaman kontrol edebiliyor muydu? Önünde duran masaya ve üzerindeki nesnelere baktı. Onları hareket ettirmeyi düşündü. Eğer rüyasını kontrol edebiliyorsa istediğini yapabilmesi gerekirdi. Bir müddet odaklandı ve cisimleri hareket ettirdiğini düşündü. Hiç bir şey olmadı. Rüyasını kontrol edemediğini farketti. Etrafına bakındı. Bulunduğu mekan gözünde daha net bir hale geliyordu. Beyaz duvarları zorda olsa seçebiliyordu. Duvarların önünde ise bir sirk çadırı vardı. O çadırın yanında da klasik bir amerikan arabası duruyordu. Sonra fısıltılar duydu. Sesler uzaktan geliyor gibiydi ama hiç biri net değildi. Seslerin geldiği yöne döndü. O an Matthew'i gördü. Bakışlarını karşıya dikmişti. Şaşkın bir vaziyette karşısında duran şeye bakıyordu. Tek sorun Matthew'in karşısında hiç bir şey yoktu. Semih Matthew'in ne gördüğünü merak ediyordu. Birden aklına Matthew'in ona yaptığı geldi. İçeceğine ilaç katmıştı. Semih o an onun üzerine saldırmak istedi, ancak hareket etmekte zorlanıyordu. Yaptıklarından sonra o adama nasıl güvenebilirdi ki... Birden gözlerinin önünde o karaltı belirdi. O korkunç surat tam Matthew'in karşısında duruyordu. O an Matthew'in neye baktığını anladı. Onun yerinde olmadığı için çok şanslı hissetti kendini. O korkunç surata bu kadar yakın olmak onu deli edebilirdi. Gözleri yine ağırlaşmaya başladı. Matthew'i ve Bay X'i görebilmek için kendini zorladı. Ama gözlerini kontrol edemiyordu. Tam gözleri kapanmak üzereyken bir ses duydu. Tüm fısıltıların arasında tek bir ses anlamlı geldi ona. "Hoşgeldiniz Bay Kemp.".
Gözlerini yavaşça açtı. Odanın karşı duvarında duran yatağa gözü ilişti. Sonra onun melek yüzünü farketti. Ne kadar güzel diye düşündü. Sinem'e bakmak bile ona huzur veriyordu. Onun varlığı Semih'i güvende hissettiriyordu. Daha önce hiç böyle hissetmemişti. Son zamanlarda hiç bir şeyi normal hissetmiyordu gerçi. Birden aklına Matthew'in yaptığı geldi. Yerinde fırladı ve koşarak diğer yatak odasına gitti. Kapıyı hızla açtı ve içeri girdi. Yatak dağınıktı ama odada kimse yoktu. Semih Matthew'in uyandığını düşündü. Diğer odalara teker teker baktı. Matthew hiç bir yerde yoktu. Dışarı çıkıp depoya ve çevresine bakındı. Matthew'dan hiç bir iz yoktu yine. Matthew'in onları kandırıp gitmiş olduğunu farketti. Aşağı Sinem'in yanına indi. Sinem uyanmıştı ve kendine gelmeye çalışıyordu. Semih ona bir bardak su verdi. Sinem suyu içince kendini biraz toparladı. Boğazı kurumuştu. Semih kalkması için ona yardım etti. Sinem bir kaç dakika hiç konuşmadı. Sinem normalde rüyalara daha dayanıklıydı, ancak bu sefer fena yıpranmıştı. Semih Matthew'in ona da ilaç verdiğini düşündü. "Sana da ilaç verdi değil mi?" dedi. Sinem dönüp Semih'e baktı. Yüzünde korkunç bir ifade vardı. "Hayır bana ilaç falan vermedi. O nerede şimdi?" diye sordu Sinem. Semih "Hiç bir yerde yok. Bizi bırakıp gitmiş. Onun güvenilmez olduğunu biliyordum." dedi. Sinem'in yüzü şaşkın bir hal almıştı şimdi. Semih Sinem'in yüz ifadesini görünce irkildi. "Sinem, sen iyi misin?" diye sordu. Sinem derin derin nefes almaya başladı. Titreyen bir sesle "Matthew onunla gitti. Onları beraber kapıya yürürken gördüm. Matthew onu takip etti. O korkunç adamın yüzünü gördüm Semih. O Almanın suratını gördüm. Bay X'i gördüm." dedi.
Bir müddet Semih Sinem'i yatıştırmaya çalıştı. Kız şoka girmişti. Rüyasında birisinin kaçırıldığını görmüştü. Daha da önemlisi adam gerçekten kaçırılmıştı. Semih bunun bir rüya olduğunu ve Matthew'in onları bırakıp gitmiş olabileceğini düşünüyordu. Ancak Sinem kendinden emindi. Bay X onu alıp götürmüştü. İşin ilginci Matthew onu takip etmişti. Sinem böyle bir şeyin nasıl olduğuna inanamıyordu. Bir insan rüyasında nasıl bir yere gidebilirdi. Sonra o adamın suratı geldi gözünün önüne. Sonunda Bay X'in yüzünü görebilmişti. "Bana Bay X'i anlat?" dedi Semih. Sinem o korkunç suratı tarif etmeye başladı. "Donuk bakan gözleri vardı. Adam keldi ve geniş bir çenesi vardı. Sert bakışları ve asık bir yüzü vardı. Suratındaki ciddiyet hiç bir şekilde bozulmuyordu. Tanrım kabus gibi. Ayrıca çok rahatsız edici bir aksanı vardı. Kelimeleri fazla vurguluyordu, basa basa söylüyordu. Daha önce Almanya'ya bir kaç kez gitmiştim. Alman birisini ilk görüşte anlayabilirim. İlk defa bu kadar korkunç bir Alman'a rastladım." dedi Sinem. Semih gülümsedi "Bende Almanya'ya gitmiştim. Tabi bu ilkokul gezisindeydi. O zamanlar çok küçüktüm. Orada yaşayan insanların suratlarını hatırlamıyorum bile. Dilleri ve konuşma şekilleri beni hep korkutmuştu. O zamanlar beni her şey korkutuyordu gerçi. Özellikle de arka sırada oturan kız. Adı neydi ... Hah hatırladım, Sibel Yıldız. O kız beni hep tartaklardı. Sürekli yemeğimi çalardı.". Sinem'in bakışları donmuştu. Semih'in yüzüne anlamsızca bakıyordu. Semih bu bakışlar karşısında ne yapacağını bilemedi. "Yanlış bir şey mi söyledim?" dedi Semih. Sinem ona bir müddet baktı, "Hayır aptal. O kızın adı Sibel değil Sinem'di. Sen benim ilkokul arkadaşımsın.".
Yorumlar
Yorum Gönder