Bölüm 18 - Karanlık Sırlar


İfadesizce ona uzatılan ele bakıyordu. Hala başı dönüyordu. Kafasını kaldırdı ve eli uzatan adama baktı. Matthew’in karşısında olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Zorlukla elini kaldırdı ve Matthew’in elini sıkıca kavradı. Matthew tek hamlede Semih’i ayağa kaldırdı. Semih aniden kalkınca sendeledi. Matthew onu tuttu ve bir süre kendine gelmesini bekledi. Matthew onu tutarken Semih güvenlik görevlilerine bakıyordu. Hepsi bilincini kaybetmiş bir şekilde yerde yatıyordu. Yaşadığı korku ve şaşkınlığı atlatabilmek için derin bir nefes aldı. Sonra kafasını hafifçe kaldırdı ve koridorun diğer ucunda duran Udo’yu gördü. Udo şaşkınlık içinde yerde oturuyordu. Ayağa kalkacak hali yoktu. Yüzü kanlar içerisindeydi. Dirk ona fena bir dayak atmıştı fakat şu an içinde bulunduğu şaşkınlıktan acılarını hissetmiyordu. Sadece yerde öylece duruyordu. Matthew “Ayakta durabilecek misin?” diye sordu Semih’e.

“Evet” diye onayladı Semih.

Matthew Semih’i bıraktı ve arkasını döndü. Udo ağzı açık bir şekilde ona bakıyordu. Matthew hızlı adımlarla Udo’nun yanına gitti. Elini uzattı ve “Hadi dostum zorla kendini.” dedi.

Udo hafifçe silkindi. Güçlükle elini kaldırdı ve Matthew’in elini kavradı. Bu esnada Semih’te onların yanına gelmişti. O da Udo’nun diğer elini tuttu ve beraber Udo’yu ayağı kaldırdılar. Udo güçlükle ayakta duruyordu. Üzerindeki şaşkınlığı biraz olsun atlatabilmişti.

“Acele etmemiz lazım. Birazdan buraya doluşurlar. Semih sen Udo’ya yardım et. Bende yolu açarım.”

“Tamam.”

Semih Udo’nun kolunu omzuna attı ve yürümesi için ona destek oldu. Matthew kapıyı açtı ve beraber hücrelerin bulunduğu koridordan çıktılar. Matthew karşılarına çıkabilecek herhangi birini etkisiz hale getirmek için önde gidiyordu. Biraz ilerledikten sonra koridorun ucundan gelen ayak sesleri duyuldu. Matthew durmaları için Semih ve Udo’ya eliyle işaret yaptı. İkiside ses çıkartmadan durdular. Matthew gözlerini kapattı ve sağ kulağını koridorun ucuna doğru çevirdi. Dikkatlice ayak seslerini dinliyordu. Koridor ileride sağa ve sola ayrılıyordu. Matthew’in kulakları çok iyiydi. Ayak seslerini dinledikçe nereden kaç kişi geldiğini çıkartabiliyordu. Birkaç saniye sonra sağdan iki ve soldan bir kişi geldiğini kavrayabilmişti. Üç kişide koşarak geliyordu. Matthew adamların geliş hızlarınıda tahmin edebilmişti. Önce sağdaki iki kişi bulundukları koridora girecekti. Sonrada soldaki kişi koridora ayak basacaktı. Bir müddet daha dinlemeye devam etti. Semih Matthew’in bekleyişinden hoşlanmamıştı. Üstelik gözlerinin kapalı olduğu görünce dahada tedirgin olmuştu. Udo’da gerilmeye başlamıştı ve gerildikçe bilinci biraz daha yerine geliyordu. Semih’in kalbi hızla atmaya başladı. Tam Matthew’a seslenecekken Matthew gözlerini açtı ve hızla koridorun sonuna doğru koşmaya başladı. Semih bu hareketine çok şaşırmıştı. Matthew tam koridorun ucuna vardığında sağdan gelen adamlardan biri göründü. Matthew kendini yere attı ve kayarak adamın dizine bir tekme attı. Adam tekmenin etkisiyle yüz üstü yere yığıldı. Matthew hızla ayağa kalktı ve karşısındaki duvardan sekerek koridora girmek üzere olan ikinci adamın üzerine atladı. Atlarken sol dirseğiyle adamın suratına bir darbe indirdi. Adam darbenin etkisiyle duvara çarptı. Matthew adamın midesine bir yumruk indirdi. Adam Matthew’a bir yumruk savurdu. Matthew sol koluyla yumruğu bloke etti ve elini adamın belindeki jopa uzattı. Jopu kavradığı gibi yerinden çekti ve çekerken dirseğiyle adamın çenesine bir darbe indirdi. Adam çenesine yediği darbeyle kafasını duvara çarptı ve bilincini kaybederek yere yığıldı. Bu esnada Matthew elindeki jopu sol koridordan gelen adamın suratına fırlattı. Adam jopu suratına yiyince ayağı kaydı ve yere düştü. Adam suratını tutmuş acıyla yerde kıvranıyordu. Matthew sakince adamın yanına yürüdü ve midesine bir tekme indirdi. Adam inleyerek cenin pozisyonuna girdi. Bu esnada Matthew’in tekme attığı adam yerden kalkmıştı ve Matthew’a doğru hamlede bulundu. Matthew adamın yumruğundan sıyrıldı ve sıçrayıp suratının ortasına kafa attı. Burnu kırılan adam darbenin etkisiyle geriye fırladı ve yere düşüp bayıldı. Bu esnada midesine darbe alan güvenlik görevlisi ayağa kalkmaya çalışıyordu. Matthew adamın yanına gitti ve eğilerek “Bence fazla zorlama” dedi ve adamın ensesine dirseğiyle bir darbe indirdi. Adam darbenin etkisiyle yere yığıldı.

Matthew yerdeki adamlardan yetkisi en yüksek olanın kartını ve telsizini aldı. Sonrada Semih ve Udo’ya eliyle işaret edip yanına çağırdı. İkiside Matthew’in yaptıklarını hayretler içerisinde seyretmişti. 3 tane adamı sanki çocuk tokatlarmış gibi etkisiz hale getirmişti. Semih kendine gelmek için hafifçe silkindi. Beraber ilerlemeye başladılar. Birkaç dakika yürüdükten sonra cezaevinin olduğu bölümden çıkmışlardı. Bir müddet seraların içerisinden geçerek ana binaya doğru yol aldılar. Yol boyunca karşılarına kimse çıkmadı. Ne bir güvenlik görevlisi ne de bir çalışan. Matthew bu durumdan kuşku duymaya başlamıştı. Uzun bir koridordan geçmişlerdi ve kimse karşılarına çıkmamıştı. Bu işte bir terslik olduğunu anlamıştı. O esnada telsizden “Kafeterya bölümünde silah sesleri duyuldu. Tüm ekipler oraya yönelin!” diye  bir anons geçildi. Bu anons onları şaşırtmıştı. Kafeterya bölümünde ne olmuş olabilirdi ki. Semih şaşkın bir şekilde “Kafeterya mı? Bu adamlar bizim peşimizde değil mi?” dedi.

“Bilmiyorum Semih. Tek bildiğim burada ters giden bir şeyler var. Ve emin ol bu iyiye işaret değil.” diye cevapladı Matthew.

“Bu arada Matthew biz nereye gidiyoruz?” diye sordu Udo.

“Enerji Santraline gitmemiz lazım. Ancak ondan önce bir yerde saklanıp biraz dinlenmeliyiz. Bünyen bu halde yolculuğu kaldırmaz.”.

“Enerji Santrali? Yolculuk? Ne demek istediğini anlayamadım.”

“Buradan gidiyoruz ve Enerji Santrali tek çıkış yolumuz. Burada oyalanmayalım. Güvenli bir yer bulunca size detayları anlatırım. Şimdi birinci seviyedeki Isabella D’Angelo laboratuvarındaki rüzgar tüneline gitmemiz gerek. Orası güvenlidir.”

“Sinem’i almadan hiçbir yere gitmiyorum Matthew.” dedi Semih. Onu burada tek başına bırakamazdı. Kimbilir Sinem’e şu an ne yapıyorlardı? Onun canını yakma ihtimalini düşünmek bile Semih’i kötü yapıyordu. Sadece kendi başı dertte olsa şu andakinden daha az korkuyor olurdu şüphesiz.

“Merak etme Semih, onuda yanımıza alacağız. Öncelikle kendimize güvenli bir yer bulalım ve biraz dinlenelim.”

Semih ve Udo sessizce Matthew’i takip ettiler. Güvenlik bölümü birinci seviyeye giden yol üzerindeydi. Mecburen oradan geçmek zorundalardı. Ancak oradan geçerken güvenlik bölümünde kimsenin olmadığını farkettiler. Matthew iyice tedirgin olmuştu. Bu çok anlamsızdı. Hapse atılması gereken 2 kişi ve zaten hapiste olan bir kişi kaçıyordu ancak tüm güvenlik başka birinin peşindeydi. Güvenlik bölümünü geçtikten sonra birinci seviyenin giriş kapısına vardılar. Matthew güvenlik görevlisinden aldığı kartı okuttu. Üçlü açılan kapıdan içeri girdi. Biraz yürüdükten sonra koridorun sağında “Rüzgar Tüneli” yazan kapıya geldiler. Matthew elindeki kartı kapıya okuttu. Kapıdaki düzenek sadece kartla çalışmıyordu. Ayrıca birde şifre girilmesi gerekiyordu. Udo “Bir keresinde Dr. Krueger ağzından kaçırmıştı. Buranın şifresi buraya adını veren kadının soyadıymış.”

Semih “O zaman deneyelim” dedi ve klavyede D’Angelo yazıp enter’a bastı. “Şifre geçersiz!” yazısı ekranda göründü.

“Dr. Krueger’a güvenilmeyeceğini biliyordum. Adi herif.” dedi Udo.

“Hermann aptal değildir ve hiçbir şeyi ağzından kaçırmaz. Bunu söylediyse kimsenin bilemeyeceğini tahmin ettiği için söylemiştir. Semih, bir de ‘Kemp’i dener misin?” dedi Matthew.

Semih ve Udo ‘Kemp’ lafını duyunca şaşırmıştı. Matthew’in suratına bakakaldılar. Matthew’in bakışları değişmişti. Saçı sakalı birbirine karışmış adamın yüzündeki hüzün çok net okunabiliyordu. Semih kendini kötü hissetmişti. Klavyede ‘Kemp’i tuşladı ve Enter’a bastı. Ekranda “Şifre Geçerli!” diye bir uyarı belirdi ve kapı açıldı. Üçlü hızla açılan kapıdan içeri girdi. Matthew “Burası güvenli biraz burada dinlenelim.” dedi.

Semih üzerindeki şaşkınlığı atamamıştı hala. Udo’yu köşede duran kutulardan birinin üzerine oturttu. Kendiside yanında duran kutunun üzerine çöktü. Matthew’a baktı ve söylenmeye başladı. Sinirliydi ancak dikkat çekmemek için sesini fazla yükseltemiyordu. “Şimdi anlatır mısın burada neler oluyor? Kafam iyice karıştı. Seni ilk İstanbul’da gördüm. Beraber senin sığınak dediğin yere gittik. Orada sen ortadan kayboldun. Sinem’le beraber eski püskü bir televizyonun içerisinde Dr. Krueger ve senin eski bir fotoğrafını bulduk. Ertesi gün bizde senin yanına geldik. Biz buraya geldiğimizde senin burada çalıştığını öğrendik. Ancak şimdi öğreniyorum ki sen burada çalışmıyormuşsun. Hatta o adam sen bile değilmişsin. Bunu da geçtim buraya geldikten birkaç gün sonra dolabımda bir not buldum. Notta temizlik odasına gitmem gerektiği yazıyordu. Oraya gittim ve duvarın arkasında tuğlanın birine gizlenmiş çok eski bir not ve bir anahtar buldum. Notta bu anahtara üç ay sonra ihtiyaç duyacağım yazıyordu ve anahtarın üzerinde yirmi üç yazıyordu. Bunlarıda geçtim lanet olası anahtar senin hücrenin kapısını nasıl açabildi bana söyler misin? Üç ay önce bir duvarın içinde bulduğum ve yanında yıllanmış bir not duran kahrolası anahtar o hücrenin kapısını nasıl açtı? Hatta birkaç gün sonra yine dolabımda altıncı seviyeyi bulmamı söyleyen bir not vardı. Ve kendime kızıyorum lanet notu ciddiye aldım ve altıncı seviyeyi bulmaya uğraştım ve sonucunda geldiğim yere ve düştüğüm hale bak. Şimdi söyler misin tüm bunlar nasıl birbiri ile bağlantılı olabiliyor?”

Matthew Semih’in söylediklerini dikkatlice dinlemişti. Bu esnada yüzündeki hüzün ifadeside kaybolmuştu. Hatta Semih’in söyledikleri komiğine gitmişti ve ufak bir tebessüm belirdi yüzünde. Önce Semih’e baktı, sonra kafasını Udo’ya çevirdi. Udo bu bakışların anlamını biliyordu. “Odana notları bırakan bendim.” dedi Udo.

Semih bu lafı duyunca şoke olmuştu. Kocaman açılmış gözlerini Udo’ya dikti. Şaşkınlığın verdiği sakin bir ses tonuyla “Sen mi koydun? İyi de neden?”.

“Bu araştırma merkezine gelmeden önce Matthew’la tanıştım. Benden buraya geldiğimde sana göz kulak olmamı istedi. Ayrıca gizlice sana bazı notlar bırakmamı söyledi. Hatta sen temizlik odasına giderken güvenlikteki adamları oyalayan ve kameralardan seni farketmelerini engelleyen de bendim ki o kısım gerçekten zor olmuştu. Güvenlik görevlilerine kaybolduğumu söyleyip salak rolü yaptım.”

Semih duydukları karşısında iyice şaşırmıştı. Yaşadığı her şey sanki büyük bir plandı ve Udo’da bu planın bir parçasıydı. Kafası iyice karışmıştı. Şaşkın bakışlarını bu sefer Matthew’a yöneltti. “Peki anahtarı oraya kim koydu?”

“Ben koydum. Uzun yıllar önce.” dedi Matthew.

“Bunların hepsini daha önceden planladın değil mi? Anahtarın bulunması, altıncı seviyeye gelmemiz, İstanbul’da karşılaşmamız. Bunların hepsi planın bir parçasıydı. Peki anahtarı deneyeceğimi nereden bildin? Kapıyı açamayabilirdim. Temizlik odasına gitmeyebilirdim yada altıncı seviyeyi bulmaya çalışmayabilirdim. Gerçi altıncı seviye konusunu garantiye almak için Udo’yu kullandın ancak yinede anlam veremiyorum. Bu kadar riski nasıl ve neden göze aldın?”

Matthew Semih’in düşünce yapısını beğenmişti. Olayları çabuk kavraması ve tüm parçaları yerine oturtabilmesi hoşuna gitmişti. “Evet bir sürü risk aldım çünkü bunların hepsinin gerçekleşeceğini zaten biliyordum. Kaos’un Gözü projesini biliyorsunuz değil mi? 60 yıl önce o cihazın çalışan tek prototipini yapan bendim. Ve evet sizde benim yaptığım cihazın çıktısı olan beş sayfa için buradasınız.”

Semih ve Udo şok olmuştu. Gerçekten 60 yıl önce Matthew hayattaydı ve geleceği gören bir cihaz yapmayı mı başarmıştı. Bu inanılması güç bir şeydi. Ancak Matthew’in yapabildiklerini düşündükçe çokta anlamsız gelmiyordu. Aksi takdirde böylesine kusursuz bir planı nasıl yapabilirdi ki? Semih Matthew ile ilgili yeni bir şey öğrendiğinde ona biraz daha hayran kalıyordu. Karşısında duran adam gerçektende bir dahiydi. Hemde eşi bulunamayacak türden.

“Kaos’un Gözü’nü sen mi yaptın? Hemde 60 yıl önce? Şimdi seni niye hücrede tuttuklarını daha iyi anlıyorum. Senden cihaz hakkında bilgi istediler. Hatta muhtemelen çıktıların geri kalanı hakkında.”

“Klaus beni uzun yıllardır arıyordu. Beni bulup sorguya çekmek istiyordu. Evet bana çıktılar hakkında bir şeyler sordu ama öğrenmek istediği şey Kaos’un gözüyle alakalı değildi. Çünkü daha öncede söylediğim gibi kimsenin bilmemesi gereken bir şey biliyorum ve bunu korumak için elimden gelen her şeyi yaparım.”

Semih Matthew’in sırrını bilmenin gururuyla araya girdi. “Sırrını biliyorum Matthew. O fotoğrafı gördüğüm anda anlamıştım. O fotoğraf 1953 yılından kalmaydı ve sen şu anki halinle aynı görünüyordun. Biraz olsun yaşlanmamıştın. Kimse o kadar uzun süre genç kalamaz. Ölümsüzlüğün sırrını bulduğunu biliyorum.”

Udo bu duydukları karşısında şoke olmuştu. Bunca sene bir insanın yaşaması mümkün değildi. Gerçektende Matthew ölümsüzlüğün sırrını bulmuş olabilirmiydi. Kafası karışma sırası Udo’daydı. Matthew birkaç saniye Semih’in suratına baktı. Sonra birden bakışlarını devirdi. Yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. “Semih benim fizikçi olduğumun farkındasın değil mi?”

“Evet farkındayım. Bunu araştırma merkezindeki herkes biliyor.”

“Peki fizik bilgimle ölümsüzlüğü nasıl bulabileceğimide söyler misin?”

Semih böyle bir cevap beklemiyordu. Düşündüğü şeyin ne kadar aptalca olduğunu farkedince o da bakışlarını devirdi. “Bu açıdan hiç düşünmemiştim.”

Udo’nun gözleri birden fal taşı gibi açıldı. Yere bakan gözlerini yavaşça Matthew’a yöneltti. Matthew Udo’nun anladığını farketmişti. O da sessizce Udo’ya bakıyordu. Semih Udo’nun bakışlarını görünce irkilmişti. “Udo sen iyi misin?” dedi.

“Gerçekten bunu yapmış olamazsın değil mi? Bu mümkün olamaz. Bu imkansız. Böyle bir şeyi yaratmış olamazsın. Belkide şu an dünya üzerine gelmiş en zeki insana bakıyorum.”

Semih Udo’nun laflarını duyunca çok şaşırmıştı. “Sen neden bahsediyorsun Udo?”

“Anlamıyor musun Semih? Altıncı seviye Matthew yüzünden yapıldı zaten. Klaus Matthew’in yıllar önce yaptığı şeyi yeniden yapmak için uğraşıyor. Bütün o prototiplerin sebebide bu. Matthew zaman yolculuğunu başardı.”

Semih’in ağzı açık kalmıştı. Birkaç saniyeliğine boş boş Udo’nun suratına baktı. Sonra zorlukla yutkunup yavaşça bakışlarını Matthew’a çevirdi. “Sen gerçek değilsin değil mi? Bir insanın bu kadar çok şey yapabilmesi imkansız. Sen gerçek olamazsın. Mümkün değil.”

“Maalesef en az senin kadar gerçeğim Semih.” dedi Matthew. Bunu söylerken sırrının öğrenilmiş olmasından duyduğ hoşnutsuzluk yüzünden anlaşılıyordu.

Üçlü bir müddet sessizce durdu. Semih ve Udo öğrendikleri şeyleri hazmetmeye çalışıyordu. Karşılarında duran insan belkide insanlık tarihinin en zeki insanıydı. Matthew’in yaptıkları ikisinide heyecanlandırmıştı. Tüm bu heyecanın yanında bir yandan da içinde bulundukları bu durumu ve nasıl kurtulacaklarını düşünüyorlardı. Matthew ise oradan çıkmak için planlar yapıyordu. Udo’nun sorusu Matthew’i düşüncelerinden uzaklaştırdı. “Bilmem doğru anladım mı? Şu an kafam tam yerinde değil kusura bakma. Sen bundan uzun yıllar önce geleceği gören bir cihaz yaptın. Dünyanın sonunu gördün. Sonrada bir zaman makinası yaptın ve ortadan kayboldun. Yakın bir zamana geldin. Sonrada bu planları yaptın. Planları yapabildin çünkü zaten başına gelecekleri biliyordun. Tamam tüm bunlar mantıklı. Klaus seni sorguya çekti çünkü zamanda yolculuğun sırrını biliyordun. Sende bu sırrı elinden geldiğince sakladın. Klaus senin kılığına girdi çünkü seni tanıyanlar olduğunu biliyordu. Belki onlardan bilgi edinebilirmi diye böyle bir yola başvurdu. Bunlarıda anladım sanırım. Yalnız tüm bunların yanında şunu anlamadım. Biz burdan nasıl kurtulacağız? Adamlar peşimizde ve bu lanet araştırma merkezinde köşe kapmaca oynayamayız.”

“Enerji Santraline bu yüzden gitmemiz lazım. Bu araştırma merkezinin enerjisi artık soğuk füzyon ile sağlanıyor. Eski enerji santrali bölümüne ise yıllardır kimse girmiyor. Benim oraya gizlediğim hapları bulmamız lazım. Floransa’da İstanbul’dakine benzer bir sığınak daha var. O sığınakta ışınlanmamızı sağlayacak sistem mevcut. Haplar bizi çabucak uyutacak ve sistem bizi oraya ışınlayacak. Bu yüzden biraz daha dinlendikten sonra buradan gitmemiz lazım.”

“Bunuda daha önceden planladın değil mi? Tam tahmin ettiğim gibi. Tamam her şey güzel. En azından planı olan biri var yanımızda ve insanları etkisiz hale getirmek konusunda profesyonel. Şu an sana fazlasıyla güvenebilirim. Son bir soru soracağım. Bu kapının şifresi neden senin soyadın?”.

Matthew’in yüzünde yine aynı hüzün belirdi. Hüznün yanında özlemde duyuyordu. Gözünün önünde eski anılar belirmişti. Eski yıllara duyduğu özlem bakışlarından çok rahat anlaşılıyordu. Derin bir nefes aldı. “Çünkü Isabella benim karımdı.” dedi.

Telsizden yeni bir anons duyuldu. “Hedef kayboldu. Tekrarlıyorum Hedef birinci seviye dolaylarında kayboldu. Herkes birinci seviyeye gelsin.”. Üçlü bu anonsa şaşırmıştı. Semih “Bu adamlar kimin peşinde?” dedi.

Birden bir kapı sesi duyuldu. Rüzgar tünelinin öteki tarafında camekanın arkasında bulunan laboratuvarın kapısı açıldı. İçeri hızla birisi girdi ve kapıyı kapattı. Semih perdedeki aralıktan içeri baktı. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Sinem’i görmek onu mutlu etmişti. Sinem içeri girdikten sonra kapının yanına geçti ve duvara yaslandı. Derin derin nefes alıyordu. Semih tam cama tıklayacakken Matthew onun kolunu tuttu. Semih ve Udo şaşkınlıkla Matthew’a bakıyordu. “Bekleyin bu işte bir terslik var” dedi.

Semih sesini çıkarmadan durdu ama bir yandanda endişeleniyordu. Telsizden anons ettikleri Sinem miydi yoksa? O da mı kaçmaya çalışıyordu? İyi de niye herkes onu yakalama derdindeydi? Semih’in zihni yine bir sürü soruyla dolmuştu. Tüm olanlar çok mantıksız geliyordu. Semih bu düşüncelerle boğuşurken Sinem’in yanında duran kapı hızla tekmelendi ve silahlı iki kişi içeri daldı. Kapı darbenin hızıyla duvara çarptı. Sinem kapının çarpmayacağı mesafedeydi. Bilerek orada durduğu belliydi. Kapıyı tekmeleyeceklerini tahmin ediyordu şüphesiz. Kapı duvara çarpar çarpmaz Sinem eliyle kapıyı ittirdi. Kapı adamlardan birine çarptı ve adam yere düştü. Yanında duran diğer adam kapıyı tekrar tekmeledi ve silahını doğrulttu. Sinem hızla gelen kapının yanından sıyrıldı ve adamın elindeki silahı tutup suratına bir yumruk attı. Adam yumruğun etkisiyle silahı bıraktı ve geri sıçradı. Silah Sinem’in elinde kaldı. Yerdeki adam tam silahı Sinem’e doğrultacakken Sinem silahı sağ eline aldı ve adamın kafasına bir el ateş etti. Sonrada diğer adama iki el ateş etti. Adamların öldüğünden emin olduktan sonra hızla odayı terk etti ve oradan uzaklaştı.

Semih donup kalmıştı. Sinem gibi iyi bir insanın böyle soğukkanlılıkla adam öldürmesini aklı almıyordu. Udo’da aynı duyguları paylaşıyordu. Semih’in hissettiklerini hissetmiyordu muhakkak ancak Sinem’den böyle bir şey beklemiyordu. Matthew Semih’in kolunu bırakmıştı ancak Semih’in kolu halen havadaydı. Dünyası başına yıkılmıştı adeta. Sevdiği insan böyle biri olamazdı. Sinem’in böyle biri olmasına imkan yoktu. Derin derin nefes aldı ve kendini toparlamaya çalıştı.  Telsizden yeni anons yapıldı. “Isabella D’Angelo” laboratuvarı tarafından üç el silah sesi duyuldu. Tüm ekipler oraya yönelin. Acele edin. Yaralı adamımız olabilir.”

Matthew Semih’in omzuna dokundu. Onun Sinem’e karşı hissettiklerini farketmişti. “Laboratuvara girdiklerinde Rüzgar Tünelini de kontrol edeceklerdir. Buradan bir an önce gitmeliyiz. Hepimizin karanlık sırları var Semih. Benim sırrım zaman yolculuğunu bulmuş olmam. Udo’nun sırrı benim için gizlice burada çalışıyor olması. Sinem’in sırrı ise henüz bilmediğimiz bir teşkilat için ajanlık yapıyor olması. Peki söyler misin Semih senin karanlık sırrın ne?”.

Yorumlar

Popüler Yayınlar