Bölüm 15 - Enerji
Uyandırma alarmının o korkunç sesi yine kulaklarını tırmalıyordu. Normalde olsa bu sesi duyduğu gibi yerinden fırlardı, ancak gece çok az uyumuştu. Gözlerini zorlukla açabildi. Uykusuzluk yüzünden gözleri acıyordu. Uyanması gerektiğini biliyordu. Gözlerini açık tutmak için kendini zorladı. Kafasını toparlamak için bir süre bekledi. Kafasında yine düşünceler belirmeye başladı. Bütün gece kafasını kemiren baş ağrısı yine gelmişti. Dün yaşadıklarını düşünüyordu. Şimdi ne yapması gerekiyordu. Kahvaltıda Sinem’in yanına gittiğinde ne yapacaktı? Bir kaç dakika bu düşüncelerle boğuştu. Sonra kendini zorladı ve ayağa kalktı. Gözlerindeki acının bütün gün süreceğini biliyordu. Bu ilk kez uykusuz kalışı değildi sonuçta. Kıyafetlerini almak için dolabı açtı. Gördüğü şey karşısında tüyleri diken diken olmuştu. Dolabın içerisinde yine bir not vardı. Akşam yatarken notun orada olmadığına emindi. Birisi gece girip notu dolaba bırakmıştı. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. Semih notta yazanları okuyunca çok şaşırmıştı. Notun üzerinde “Bu binada altıncı bir seviye daha var. Oraya girmek zorundasın. Bu nottan kimseye bahsetme ve kimseye güvenme.”. Semih binada sadece beş seviye olduğunu biliyordu. Buraya geldiklerinde sadece beş seviyeden bahsetmişlerdi ve beşinci seviye en yüksek güvenlik seviyesi olarak anlatılmıştı. Semih belki de bizden gizledikleri altıncı bir seviye daha var diye düşündü. Bu kafasındaki diğer düşünceleri dağıtmaya yetmişti. Zihni tamamen buna odaklanmıştı artık. Kıyafetlerini değiştirdikten sonra notu son bir kez daha okudu, sonrada ufak parçalara ayırdı. İlginç bir güne başladığını biliyordu. Derin bir nefes aldı ve odadan çıktu.
Kahvaltısını aldıktan sonra salonda Sinem’i aradı. Bir kaç saniye bakındıktan sonra Sinem’i görmüştü. Yanında Udo vardı. Udo’nun orada olmasına sevinmişti. Sinem’le başbaşa kalsa muhtemelen hiç bir şey konuşamayacaktı ve gergin bir ortam olacaktı. Yanlarına gitti ve “Günaydın.” diyerek masaya oturdu. Onlarda “Günaydın.” diye karşılık verdi. Semih Sinem’le göz göze gelmek istemiyordu. Kafasını öne eğdi ve masaya odaklanarak yemek yemeye başladı. Bu esnada kafasında dolabında gördüğü not vardı. Kim koymuştu ve neden o seviyeye girmesi gerekiyordu? Semih bu düşüncelerle boğuşurken Udo ve Sinem ona bakıyorlardı. Bir gariplik olduğunu farketmişlerdi. Udo “Sen iyi misin?” diye sordu. Semih bir anda daldığı düşüncelerden çıktı. Udo’ya baktı ve “Evet iyiyim. Sen nasılsın?” diye sordu. Semih bu lafı söylerken suratında aptal bir ifade vardı. Kafasını Udo’ya çevirmişti ama boşluğa bakıyordu. Uykusuz olmasının ve kafasında dolaşan düşüncelerin bunda katkısı büyüktü şüphesiz. Udo elinde olmadan bir kahkaha attı. Sinem’de gülüyordu. “Dostum ciddiyim, sen iyi misin? Yüzüne ışık tutulmuş tavşan gibi bakıyorsun.” dedi. Semih “Öyle mi bakıyorum. Yok öyle bakmıyorum. Ben iyiyim. Ben gerçekten iyi miyim?” dedi. Ağzından çıkanları idrak ettikçe Semih’te saçmaladığını farketmişti. Sinem ve Udo gibi oda gülmeye başladı. “Kusura bakmayın gece pek uyuyamadım. Şu anki aptallığımın sebebi o.” dedi. Udo “Hiç önemli değil. Hatta sen şu halde olmasaydın güne böyle keyifli başlayamazdım.” dedi. Bunu söylerken yüzünde hoşnut bir gülümseme vardı. “Beni savunmasız bulduğun her zaman dalga geçeceksin değil mi?” diye sordu Semih. Udo düşünceli bakışlarla başını ileri çevirdi. Sessizce ileriye bakıyordu. Semih “Bu kadar düşünmeni gerektirecek bir soru mu sordum?” dedi. Udo kafasını Semih’e çevirdi. “Elbette ki her fırsatta seninle dalga geçicem. Ayrıca sorunu düşünmüyordum şuradaki kızı kesiyordum.” diye cevap verdi. Suratında pis bir gülümseme vardı. “Bugün gerçekten formundasın. Eğitimde senin projen anlatılacağı için mi bu enerji?” diye sordu Sinem. “Aynen öyle.” diye cevap verdi Udo. “Bugün benim günüm.”.
Eğitim saati gelmişti. Bu seferki eğitim bir salonda değil bir laboratuvarda yapılacaktı. Kimse bunun sebebini anlamamıştı. Laboratuvar eğitim için düzenlenmişti ve herkes oturabilsin diye sandalyeler konulmuştu. Sandalyelerin karşısında üstü örtülü bir kaç cihaz bulunuyordu. Cihazların yanında bir kürsü vardı. Cihazların arkasında da camekan ile ayrılmış bir bölme vardı ve perde ile kapatılmıştı. Yerde duran cihazdan bölmenin içerisine elektrik kabloları gidiyordu. Bugün eğitimlerin son günüydü. Herkes heyecanla çalışmaya başlayacakları zamanı bekliyordu. Bugünün bir an önce bitmesini istiyorlardı. Bir kaç dakika sonra Dr. Krueger ve Matthew kapıdan girdi. Dr. Krueger kürsüye geçti ve mikrofonu test etti. Bu esnada Matthew örtünün altındaki cihazları inceliyordu. Mikrofon testini bitirdikten sonra Dr. Krueger “Herkese günaydın. Sizinde bildiğiniz gibi bugün eğitimlerin son günü. Yarın herkes atandığı proje üzerinde çalışmaya başlayacak. İlk geldiğinizde bunu size söylemiştik, şimdi tekrar söylüyorum. Çok yoğun bir çalışma temposuna gireceksiniz. Uykusuz kalacaksınız, bitkin düşeceksiniz, belki de akıl sağlığınızda problemler olacak. Ancak sizden rica ediyorum şunu unutmayın. Yapacağınız her şey insan ırkının devamını sağlamak için gerekli. Siz dünyayı kurtarmak için buradasınız. Şimdi kürsüyü projenin yönetimi sürdüren kişiye bırakıyorum. Dr. Kemp kürsü sizindir.” dedi ve kürsüden indi.
Matthew kürsüye gelince önce herkesi bakışlarıyla süzdü. Sonra ufak bir tebessüm belirdi yüzünde. “Herkese günaydın. Bugün size enerji ile ilgili bir proje anlatacağım. Bu projenin temelleri bundan yaklaşık 70 yıl önce Andrei Sakkarov isimli Rus bilim adamının çalışmaları üzerine dayanıyor.” dedi. Salondaki bir kaç fizikçi bu ismi duyunca irkilmişti. Matthew’in neden bahsettiğini biliyorlardı. Matthew yüzlerindeki garip ifadeyi görünce tebessüm etti. “Evet dostlarım doğru. Bugün size Soğuk Füzyon projesinden bahsedeceğim. Bilmeyenler için biraz detaya insem daha iyi olacak sanırım. Füzyon atom çekirdeklerinin birbirleri ile kaynaştırılmasıdır. Atom çekirdikleri proton içerdiği ve protonlarda artı yüklü olduğu için birbirlerini itmektedirler. Doğal olarakta füzyonun gerçekleşebilmesi için en mantıklı seçim proton sayısı az olan atomları kullanmaktır. Bu nedenle hidrojenin izotopu olan döteryum ve trityum füzyonda önemli rol oynamaktadır. İki çekirdeği birbiri ile çarpıştırmak için atomları ısıtmak en basit çözümdür. Ancak iki çekirdeğin birbiri ile çarpışması için çok yüksek sıcaklık gerektiğinden bu yöntem pek mümkün değildir. Güneşin enerjisi füzyonla oluşmaktadır Ne kadar sıcaklık gerektiğini siz hesap edersiniz artık. Önerilen diğer bir yöntemde hızlandırıcılar yoluyla çekirdekleri çarpıştırmaktır. Ancak oluşan enerji yetersiz olduğu için bu yöntemde uygulanamamaktadır. Biz ise enerjiyi üretmek için farklı bir yol kullanıyoruz. 1940 yılında Andrei Sakkarov, müon taneciği kullanılarak füzyonun oda sıcaklığında gerçekleştirilebileceği düşüncesini ortaya atmıştır. Müon uzaydan gelen kozmik ışınların üst atmosferde çarpışması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu taneciklerin özelliği elektron ile aynı yüke sahip olması ve elektrondan yaklaşık 200 kat daha büyük kütleye sahip olmasıdır. Bu özelliği sayesinde elektron ile çok rahat yer değiştirebilir. Bunun yanında kütlesi 200 kat kadar büyük olduğu için elektrona göre 200 kat daha küçük yarıçapta bir yörüngeye oturacaktır. Bu da iki çekirdeğin birbirine 200 kat yaklaşması demektir. Böylelikle iki çekirdeğin oda sıcaklığında kaynaşma olasılığı 1080 kat artmış olacaktır. Ancak müon’ların kötü yanı ömürlerinin 2.2 mikrosaniye olmasıdır. Kozmik ışınlarla gelen müon tanecikleri çok azdır ve hızlandırıcılarla elde edilmeleri de çok pahalıdır. Bu sebeple bu yöntem de pek kullanışlı değildir. 1983 yılında Utah’ta iki bilim adamı soğuk füzyonu daha farklı bir yöntemle başardıklarını iddaa etmiştir. Paladyum metalinin hidrojen ve izotoplarını soğurup depo edebilme özelliği vardır. Onlar bu metali kullanarak yüksek yoğunlukta döteryum elde etmeyi ve böylece çekirdekler arası mesafeyi oda sıcaklığında füzyon gerçekleşebilecek duruma getirdiklerini savunmuşlardır. Ancak deneyleri hakkında detaylı bilgi yoktur ve sonuçlar tekrarlanamamıştır.” dedi. Dinleyenlerin suratından hayal kırıklıkları okunabiliyordu. Şu ana kadar söylediği her şey olumsuzdu. Fizikçiler bunların hepsinden haberdar olduğu için garipsememişti ve soğuk füzyonun mümkün olabileceğini düşünmüyorlardı. Udo “Soğuk füzyonun yapılamayacağını çok iyi anlattı.” dedi Semih’e. O da hayal kırıklığına uğramıştı.
Matthew insanların yüzündeki tatminsiz ifadeyi görebiliyordu. Ancak o halinden memnundu ve kendinden emin bir şekilde anlatmaya devam etti. “Anlattıklarımın sizi tatmin etmediğini biliyorum. Şu ana kadar size sadece soğuk füzyonun yapılamayacağını anlattım. Bundan 10 yıl öncesine kadar buradaki herkes de sizin gibi düşünüyordu. Ta ki bir bilim adamı müonları depolamak için bir teori ortaya atana kadar. Bu yöntem başarılı olduğu takdirde müonları kontrollü bir şekilde kullanarak soğuk füzyona olanak sağlayabilirdik. Müonları depolayacak cihazın yapılması üç yıl sürdü. Yapılan ilk prototip cihaz çok verimli olmasada sonuç verdi. Cihaza Müon Kafesi ismi verildi. Sonraki senelerde cihazın performansının arttırılması ve boyutunun küçültülmesi sağlandı. İlk prototiple elde edilen müonlar kontrollü bir şekilde soğuk füzyon düzeneği üzerinde kullanıldı ve olumlu sonuçlar alındı. Daha sonra paladyum ve müon kullanılarak yapılacak sistemin daha iyi sonuç vereceği keşfedildi. Soğuk füzyon başarı ile gerçekleştirildikten sonra artık bir planımız olmuştu. Bir uçak, içerisinde müon kafesleriyle üst atmosferde uçacak ve müon depolayacaktı. Bizde bu müon kafeslerini soğuk füzyon düzeneklerine bağlayıp bataryalar üretecektik. Batarya sistemlerini yıllardır oluşturuyoruz. Amacımız bu bataryaları daha da küçük hale getirmek. Şu an çalışabilen en küçük batarya araba aküsü büyüklüğündedir. Üzerinde çalışılan sistem ise yaklaşık olarak dokuz voltluk pil büyüklüğündedir. Amacımız ise pil büyüklüğündeki bataryaları çalışır hale getirmek ve insanoğlunun yeniden toparlanabilmesi için binlerce yıl yetecek enerjiyi depolamaktır. Bu kadar konuşma yeter sanırım. Bu projenin yaratıcısı ve müon kafesinin yaratıcısı şimdi size soğuk füzyonun gerçek çalışmasını gösterecek. Dr. Krueger rica etsem eserinizi gösterir misiniz?” dedi. Salondakiler Dr. Krueger’a daha farklı bakıyordu artık. Onun ne kadar büyük bir dahi olduğu açık bir şekilde ortadaydı.
Dr. Krueger “Tabi ki Dr. Kemp.” diye cevapladı ve cihazların üzerindeki örtüyü kaldırdı. Yerde araba aküsü boyutlarında bir cihaz vardı. Bu soğuk füzyon bataryasıydı şüphesiz. Batarya yerde duran elektronik bir cihaza bağlıydı. Cihazdan çıkan kablolar ise camekan bölmeye gidiyordu. Dr. Krueger yerdeki cihazda bir kaç işlem yaptı. Camekan bölmeden büyük bir gürültü gelmeye başladı. Gürültü gitgide artıyordu. Herkes şaşırmış bir şekilde Dr. Krueger’a bakıyordu. Dr. Krueger camekan bölmeye doğru yürüdü ve perdeyi açtı. Laboratuvardaki herkes şok olmuştu. İçeride çalışan şey devasa bir uçak motoruydu. “İçeride gördüğünüz Boeing 777’ye ait GE90 tipi bir motordur ve dünyanın en güçlü uçak motorlarından biridir. Yerde görmüş olduğunuz küçük cihaz ise bizim soğuk füzyon bataryamızdır.” dedi. Bir çok kişinin ağzı açık kalmıştı. Akü boyutlarında bir bataryanın bir uçak motorunu çalıştırması olağanüstüydü. Bir kaç dakika sonra Dr. Krueger cihazın başına tekrar geçti. Motor yavaşlamaya başlamıştı. Dr. Krueger motoru durdurmuştu. Matthew insanlara ve yüzlerindeki ifadeye bir daha baktı. Yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle “Bu kadar şok size yeter sanırım. Biraz mola verelim, kendinize gelince eğitime devam ederiz.” dedi ve kürsüden indi.
Akşam yemeğinde üçlü yine beraberdi. Udo hala eğitimin şokunu atlatamamıştı. Soğuk füzyonun gerçekleştirilebilmiş olması ona heyecan veriyordu. Bu projenin bir parçasıydı artık ve bu onun için gurur vericiydi. Semih Udo’nun bu heyecanlı halini sevmişti, ancak kafasındaki düşünceler yüzünden heyecanına ortak olamıyordu. Sabah bulduğu notu kimin bırakmış olabileceğini düşünüyordu. Önce, üç ay sonra kullanılacağını öğrendiği bir anahtar bulmuştu. Şimdi ise birisi ondan altıncı seviyeye girmesini istiyordu. İşin ilginci öyle bir seviyenin varolup olmadığını dahi bilmiyordu. Ayrıca Sinem’e dün söylediği şey de vardı ve bu konuda ne yapması gerektiğini bilmiyordu. İnsan ilişkilerinde hiç bir zaman iyi olamamıştı zaten. Gece az uyuduğu için de yorgunluk çökmüştü. Uyuması gerektiğini biliyordu. Ayakta durmak için kendini zorluyordu ama fazla dayanamayacağını o da biliyordu. Udo birden ayağa kalktı, “Ben kahve alacağım. Aranızda bir şey isteyen var mı?” diye sordu. “Ben istemiyorum sağol.” diye cevap verdi Semih. “Güzel fikirmiş bana da alır mısın?” dedi Sinem. “Tabi ki.” diye cevapladı Udo ve masadan uzaklaştı. Semih ve Sinem başbaşa kalmışlardı. Semih heyecanlanmıştı. Sinem, karşısında oturmuş etrafa bakınıyordu. Bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu. “Dün yaptığım için özür dilerim.” dedi Semih. Bunu söylerken sesi titriyordu. “Ben fazla dayanıklı biri değilim. Son iki haftadır başımdan çok şey geçti. Gerçi aynıları senin başından da geçti. Demek istediğim ben bunların etkisinde kaldım. Böyle durumlarda duygusal olarak garipleşebiliyorum. Dün ki davranışım için özür dilerim. Umarım aramızda bir soğukluk olmaz. Seninle aramın bozulmasını istemem.” diye devam etti. Sinem hayal kırıklığına uğramıştı. Semih’in söylediklerini dinlerken suratı asılmıştı. Bir süre yanıt vermeden bekledi. Sonra hafif bir gülümseme oluştu yüzünde. “Merak etme sorun olmaz. Ayrıca önemli değil özür dilemene gerek yok. Zor bir dönem geçirdik sonuçta.” dedi. Semih bunu duyduğuna sevinmişti. Sinem’e bir tebessümle karşılık verdi. Udo elinde iki kahve ile masaya geldi. “Buyrun efendim.” diyerek Sinem’e kahvesini uzattı.”. “Teşekkür ederim.” diye yanıt verdi Sinem. Semih “Ben çok yorgunum.” diyerek masadan kalktı. “Gece az uyudum. Bildiğiniz gibi yarın büyük gün. Gidip biraz dinlenmeliyim. Size iyi akşamlar.” dedi. “İyi akşamlar.” diye cevap verdi Sinem. “Hadi dostum zorla kendini biraz daha. Seni yarın sabahta tavşan gibi görmek istiyorum.” dedi ve gülümsedi. Semih gözlerini devirerek Udo’ya baktı ve gülümsedi. Udo suratındaki gülümsemeyle “İyi geceler.” dedi. Semih arkasını döndü ve odasının yolunu tuttu.
Üzerinde garip bir yorgunluk vardı. Üstünü değiştirdikten sonra yatağa uzandı. Bugün hiç bir şey yapmamıştı. Sadece kendisi ile alakalı olmayan bir projenin eğitimine girmişti. Söylenenleri dikkatli dinlememişti bile. Sadece Semih’in davranışı ve söyledikleri onu garip yapmıştı. Dün söylediği laftan sonra bugün böyle bir cevap beklemiyordu ondan. Bir müddet Semih’i ve yaşadıklarını düşündü. Uyuması gerektiğini biliyordu. Yarın onun için yorucu olacaktı ve dinlenmesi gerekiyordu. Semih gözlerinin önüne geldi. “Neden hoşlandığım bütün erkekler aptal olmak zorunda.” dedi ve gözlerini kapattı.
Yorumlar
Yorum Gönder