Bölüm 12 - Athena

        Semih, koridordan yükselen alarmın sesiyle uyandı. Önceki gün kadar irkilmemişti. Sanırım yavaş yavaş bu alarma alışmaya başlıyordu. Kendisine gelmek için biraz silkindi. Gün boyu beynini kemirecek olan düşünceler zihnine yerleşmeye başlamıştı. Neden her uyandığında kötü şeyler aklına gelmek zorundaydı ki sanki. Bir süre yatağında oturdu. Kafasındaki düşünceleri uzaklaştırmak için dün gördüklerini düşündü. Evet, bu heyecan verici düşünce onu keyiflendirebilirdi. Üstelik bugün beklediği gündü. Athena’yı görecekti. Athena onun çalışacağı projeydi ve nasıl bir proje olduğunu öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Kendine gelebilmişti nihayet. Yataktan kakltı ve ışığı yaktı. Üstünü değiştirmek için dolabını açtı. Gördüğü karşısında öncelikle irkildi. Dolabında bir not vardı. Notun üzerinde “Saat 21:00 de, seviye birdeki mekanik laboratuvarının yanında bulunan malzeme odasında ol. Bu nottan hiç kimseye bahsetme, ve kimseye güvenme!” yazıyordu. Semih’in içini birden korku kapladı. Dün yatmadan önce dolapta bu notun olmadığına yemin edebilirdi. Birisinin gece odasına girip bu notu koyduğuna şüphe yoktu. Hafif bir üşüme hissi kapladı içini. Tüyleri diken diken olmuştu. O uyurken birisinin odasına girmiş olması korkunç bir şeydi. Sinem’in böyle bir şey yapmayacağını biliyordu. Onunla zaten sık sık görüşebiliyordu. Bu notu bırakan Matthew olabilir mi diye düşündü. Son zamanlardaki davranışlarını düşününce onun bu notu bırakmış olması çok saçma olurdu. Zira asıl güvenilmemesi gereken kişi oydu. Semih’in aklına kimin bırakabileceği konusunda bir fikir gelmiyordu. Kendini toparlamaya çalıştı. Ne kadar düşünürse düşünsün kim olduğunu bulamayacağı aşikardı. Bu yüzden kendini toplamalı ve bugün yapacaklarına konsantre olmalıydı. Kahvaltıya gitmeden önce üstünü değiştirdi. Sonra notu alıp parçalara ayırdı ve cebine koydu. Son kez odayı süzdü ve kapıyı açıp odadan çıktı.
          
         Kahvaltıda yine Sinem ile aynı masadaydı. Bugünün nasıl olacağı konusunda konuşuyorlardı. Sinem neşeli görünüyordu. Semih gün geçtikçe onun biraz daha aydınlandığını, biraz daha güzelleştiğini hissediyordu. Sanki burada olmak onu mutlu ediyor gibiydi. Sinem’i böyle görmek Semih’i de rahatlatıyordu. Semih’te kendini daha enerjik hissediyordu. Birden Semih’in aklına bir şey geldi. Yemekhanede oturan insanları süzdü. Hepsi düne göre daha enerjik görünüyordu. Bir çoğu gülümsüyordu ve neşeliydi. En suratsızlar bile daha sıcakkanlı tavırlar sergiliyordu. Semih o an buranın havasında yada suyunda bir şey var diye düşündü. Burası fazla enerjik bir ortamdı. İnsanların bir kaç gün önce yaşadıklarını düşününce, bu çok anlamsız geliyordu. Sinem onun bakışlarını farketti. “Sen neye bakıyorsun?” diye sordu. “Şu insanlara bakar mısın? Daha iki gün önce hayatlarındaki en korkunç deneyimlerden birini yaşadılar. Ama şimdi hepsi mutlu ve enerjik görünüyor. Sen ve hatta ben bile daha iyi görünüyoruz. Sanki burada insanlara enerji veren bir şeyler var.” dedi Semih. Sinem, Semih’in söylediklerini düşündü. Söyledikleri çok mantıklı görünüyordu. Yemekhanedeki herkes düne göre daha neşeliydi. Matthew’i düşündü. Onun kadar ciddi birisinin, şimdiki kadar güleryüzlü olması çok saçmaydı. “Belki de yemeklerdeki besin değerleri yüksektir. Burası bir araştırma merkezi. Burada besinlerin protein ve karbonhidrat değerlerini arttırıyor olabilirler. Neler yapabildiklerini gördük, bu çokta anlamsız olmaz. Üstelik yoğun bir çalışma temposu olduğunu söylüyorlar. İnsanların dayanabilmesi için daha sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerek.” dedi Sinem. Semih, Sinem’in bu söylediklerini çok mantıklı bulmuştu. Gerçektende bu olabilirdi, hatta insanların şu an içinde bulunduğu durum bunu kanıtlar nitelikteydi. “Ne kadar pozitif yanı olursa olsun, yine de kimseye güvenemeyiz.” dedi Sinem. Bunu duyunca Semih’in aklına sabah dolabında gördüğü not geldi. Birden surat ifadesi değişti. Kendisini gergin hissediyordu ve midesi yanmaya başladı. Sinem ondaki bu değişimi farketti. “Semih sen iyi misin?” diye sordu. Semih notun üzerindeki yazıyı anımsadı, “Bu nottan hiç kimseye bahsetme ...”. “Bir şey yok, sadece bugün ki proje benim çalışacağım proje. Çalışmaya hazır hissetmiyorum kendimi hepsi bu.” dedi Semih. Ne olduğunu anlamadan Sinem’e bir şey söyleyemezdi. Ona güvenebilirdi, ancak ona nottan bahsederse sebepsiz yere onu germiş olacaktı. Ayrıca Sinem tedbirli biriydi ve Semih’in saat 21’de malzeme odasına gitmesine izin vermeyecekti. Ama Semih oraya gitmeliydi. Çünkü ne kadar korkarsa korksun, ne olacağını merak ediyordu.

            Eğitimin başlangıcı için anons verilmişti. Herkes eğitimin verileceği konferans salonuna gitti. Semih ile Sinem salondaki yerlerini almıştı. İnsanların yüzündeki heyecan ifadesini ikisi de farketmişti. Herkes şimdi karşılarına neyin çıkacaklarını merak ediyordu. Bir süre salonda uğultu oldu. İnsanlar birbiri ile konuşuyor, bu proje ve ileride görecekleri projeler hakkında tartışıyorlardı. Sadece bir kaç gün içerisinde herkes birbiriyle kaynaşmış gibiydi. Semih her şey ne kadar garip diye düşündü. Bir kaç dakika sonra Dr. Krueger ve Matthew salona girdi. Onlar girince salonu bir sessizlik kapladı. Dr. Krueger’in elinde bir çanta vardı. İçerisinden kutu gibi bir cihaz çıkardı. Cihazın üzerinde garip bir anten vardı. “Herkese günaydın.” diye başladı Matthew. “Umarım bugün, düne göre biraz daha toparlamışsınızdır. Bugün hep beraber Athena ile tanışacağız.” dedi, Matthew. O esnada Dr. Krueger elindeki cihazın arkasına projektörün kablosunu taktı. Anteni açtı ve üzerindeki düğmeleri kurcalayarak bir kaç ayar yaptı. Salonu görecek şekilde, kürsüye iki kamera yerleştirdi ve bunları cihaza bağladı. Cihazın mikrofonunu açtı ve çalışıp çalışmadığını kontrol etti. Bu esnada projektörde cihaz bulunduğuna dair bir yazı belirdi. “Bağlantı kuruluyor, lütfen bekleyiniz...” diye bir yazı göründü ekranda. Bir kaç saniye sonrada görüntü geldi. Projektörde yansıyan görüntünün bir işletim sistemine ait olduğu hemen anlaşılıyordu. Ancak daha önce hiç kimse böyle bir işletim sistemi görmemişti. Bir sürü pencere kendi kendine açılıp kapanıyor, arka planda bir sürü program çalışıyordu. Bu programların çalışması ve pencerelerin açılıp kapanması o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki, bunu bir insanın yapması imkansızdı. Salondakilerin ekranda fare imleci olmadığını farketmesi uzun sürmedi. Bu alışıldık bir şey değildi. Dr. Krueger salonda oturan herkesi bakışlarıyla süzdü. Dikkat çekmek için hafifçe boğazını temizledi. O an bütün bakışlar ona çevrildi. Dr. Krueger salona bir göz gezdirdi ve “Sanırım Dr. Kemp bir ayrıntıyı söylemeyi unuttu. Size bugün Athena’yı biz anlatmayacağız. O size kendisini anlatacak.” dedi.

Salondakiler yine şoke olmuştu. Salonda bulunan herkesin tek bildiği Athena’nın bir yapay zeka olduğuydu. Bunun kendisini anlatabilmesi gerçekten sıradışıydı. Dr. Krueger Athena’nın mikrofonuna eğildi ve “Ses ayarı nasıl, Athena?” diye sordu. “Bu ses seviyesi analiz edebilmem için yeterli Dr Krueger.” dedi Athena. Sesi zarif bir kadın sesi gibiydi ve insana huzur veriyordu. “Öncelikle hepiniz hoş geldiniz demek istiyorum.” diye devam etti Athena. “Bugün size kendimi anlatacağım. Dr. Krueger beni en iyi anlatabilecek kişinin ben olduğumu söyledi. Bu yüzden bu görev bana verildi. Beni tasarlayan kişi Klaus Friedmann’dır. İlk tasarlandığım zaman Linux işletim sistemi üzerinde çalışıyordum ve  Oracle veritabanı kullanıyordum. Önce öğrenebilmem için gerekli altyapı programlandı. Sonrasında ise düşünmemi ve karar vermemi sağlayan yapay zekam programlandı. Daha sonrada bana programlama öğretildi. Öğrendiğim programlama sayesinde kendimi ihtiyaçlarım doğrultusunda modifiye ediyordum. Bana düzenli aralıklarla dökümanlar veriliyordu. Her çeşit döküman. Her gün binlerce döküman okuyor ve bu dökümanlardan aldığım bilgileri kendi düzenime göre veritabanıma kaydediyordum. Bir süre sonra işletim sistemim ve veritabanım ihtiyaçlarımı karşılamamaya başladı. Bende kendi işletim sistemimi ve kendi veritabanımı programladım. Şu an gördüğünüz işletim sistemi tamamen benim tarafımdan yapılmıştır. Veritabanımın yüklü olduğu 1650 sunucu ve işletim sistemimin yüklü olduğu 750 bilgisayar bulunmaktadır.” dedi Athena. Rakamları duyunca salondaki herkesin surat ifadesi değişmişti. Bir yapay zekanın kendi başına bu kadar başarılı koordine olabilmesi ve kendini böylesine geliştirebilmesi imkansız görünüyordu. Ancak Athena bunu başardığını iddaa ediyordu. “Veritabanımda verilerin nasıl depolanacağı tamamen benim tarafımdan kararlaştırıldı. Öğrenmek için kullandığım algoritmayı ben tasarladım. Projede çalışanlar benim algoritmamın geliştirilmesinde yardımcı oldular. Sadece karar vermemi sağlayan algoritma bana ait değil. O algoritmayı sayın Semih Sargın tasarladı.” dedi Athena. O esnada salonu çeken kameraları kullanarak salonun fotoğrafını çekti ve ekranda görüntüledi. Semih’i çekilen fotoğrafta çerçeve içine aldı ve yanına Semih ile ilgili öz geçmişi görüntüledi. Semih donup kalmıştı. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi ki?

Salondakiler heyecanla Athena’yı seyrediyorlardı. Semih için durumun aynı olduğu söylenemezdi. Tüyleri diken diken olmuştu adeta. Bunu ne zaman ve nasıl yapmış olabilirdi ki? Üniversitede yıllar önce üzerinde çalıştığı bir yapay zeka algoritması vardı. Ancak bugüne kadar bu konuda sadece bir makale yayınlayabilmişti. Algoritmayı da hiç bir uygulamada efektif olarak kullanamamıştı ve diğer algoritmalara göre vasat bir algoritmaydı. Şaşkınlığını üzerinden atamıyordu bir türlü. O esnada Athena anlatmaya devam ediyordu. Ekranda onun gelişmesine yardımcı olan diğer kişileri de işaretledi ve özgeçmişlerini görüntüledi. Sonrasında da hangi konuda yardım ettiklerinden bahsetti. “Benim oluşturulma amacım yapay zekanın gelişimini sağlamak ve bu zeka yardımı ile teknolojik ve bilimsel alanda çözümler üretmekti. Bugüne kadar matematik, fizik ve benzeri bir çok dalda cevap bulunamamış bir çok probleme çözüm ürettim.” dedi. Aynı zamanda ekranda, bulduğu bilimsel problemler ile ilgili dökümanları ve grafikleri görüntülüyordu. Salondakilerin çoğu ağzı açık bir şekilde ekranda görünenleri seyrediyordu. Aralarında bu problemlerin bazıları üzerinde çalışmış olanlarda vardı. Bir bilgisayar yazılımının bu insanların yıllarca çözemediği şeyleri bulması onları rahatsız etmişti şüphesiz. Yüz ifadeleri bunu net bir şekilde anlatıyordu. Athena devam etti, “Bu araştırma merkezinin tüm alt yapısı benim yarattığım işletim sistemi ve veritabanı üzerine kurulu. Ayrıca toplumsal gelişim, şehirleşme, politika ve diğer bir çok konuda yeni fikirler ile insanoğlunun gelişimine yardımcı oldum. Umuyorum ki sizlerin sayesinde teknoloji ve bilim açısından daha ileri noktalara geleceğiz. Benim anlatacaklarım bu kadar Dr. Krueger. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ederim.”. Ekranda bir kaç farklı dilde teşekkürler ve hoşçakalın yazdı ve sonra projektördeki görüntü kapandı. Sinem ekrandaki yazıların salondaki herkesin anadilinde olduğunu farketmişti. Athena gerçekten de inanılmazdı. Semih büyülenmişti adeta. Hayatı boyunca beklediği fırsat elinin altındaydı. Bilimsel anlamda çok büyük bir projenin parçası olabilecekti. Bu onun en büyük hayaliydi.

Dr. Krueger ekrandaki görüntü gittikten sonra cihazın kablolarını çıkardı ve cihazı güzelce paketleyip çantasına koydu. İşini tamamladıktan sonra kürsüye geçti ve mikrofonu açtı. “Athena’nın ne kadar mükemmel bir yapay zeka olduğunu anlatmama gerek yok sanırım. Dünya üzerinde bir eşi yok ve yapılması da şimdilik mümkün görünmüyor. Bu araştırma merkezinde yapılmış en önemli projelerden biri. Bu projede çalışacak arkadaşlara önemli bir uyarım olacak. Athena’yı istediğiniz gibi geliştirebilirsiniz. Size her konuda yardımcı olacağız ve her ihtiyacınızı karşılamaya hazırız. Ancak ne yaparsanız yapın, Athena’yı asla internet’e bağlamayın. Bu oturumu şimdilik sonlandıralım ve kısa bir ara verelim. Aradan sonra Athena’nın teknik bilgilerini anlatacağız.” dedi ve kürsüden indi.

Verilen molada Semih ve Sinem Athena hakkında konuşuyorlardı. Sinem, Semih’le gurur duyuyordu. Böyle bir şeyin parçası olmak gerçekten harika olmalıydı. Üstelik Athena Semih’in algoritmasını kullanıyordu. Semih ise olabildiğince şaşkındı. Onun algoritmasını nasıl bulmuşlardı ve nasıl bu sisteme monte etmişlerdi. Üzerindeki şoku atlatmaya çalışıyordu ama bu pek kolay olmuyordu. Ayrıca Dr. Krueger’in son söylediği şey kafasını kurcalıyordu. Neden Athena’nın internete bağlanmaması gerekiyordu? Semih bunu öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Athena onu heyecanlandırıyordu ve onun hakkında daha çok şey öğrenmek istiyordu. Projede faal olarak çalışmaya başlayınca istediği bir çok şeyi öğrenecekti şüphesiz.

Mola bittikten sonra herkes yine salona doluştu ve eğitim başladı. Eğitimi Dr. Krueger ve Matthew beraber veriyordu. İkisi birlikte gerçekten de uyum içerisinde anlatabiliyorlardı. Birbirlerini yıllardır tanıyor olmalarının bunun üzerinde büyük etkisi vardı. Onları anlattığı her bir detay Semih’i biraz daha heyecanlandırıyordu. Athena hakkında daha çok şey öğrendikçe ona olan saygısı daha da artıyordu. Bunun bir parçası olmak ona gurur veriyordu. Eğitim yaklaşık üç saat sürdü. Bittiğinde Semih zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Sinem ise hakkında hiç bir şey bilmediği konuları saatlerce dinlediği için fazlasıyla sıkılmıştı. “Bize neden bunları anlatıyorlar bir anlasam...” diye söylendi Sinem. Semih’te bu durumu garipsiyordu. Tam ona katıldığını söyleyecekken aklına Matthew ve Dr. Krueger geldi. Onların her proje hakkında bilgisi vardı. “Dr. Krueger ve Matthew’i düşün. Onların her proje hakkında detaylı bilgisi var. Bize eğitimi hep onlar veriyor. Bize her proje hakkında detayları öğreterek projelere ne kadar hakim olabileceğimizi görmeye çalışıyorlar. Belki ileride bizde birden fazla proje yöneteceğiz.” dedi Semih. Sinem bir an duraksadı, Semih’in gözlerine baktı “Ya da, yerlerine geçecek birilerini arıyorlar.” dedi. Semih’in kafası karışmıştı. Burada o kadar çok şaşırtıcı şey oluyordu ki, bu dediğine inanmamak gibi bir lüksü yoktu. Ne olacağını önceden bilemezlerdi. Sadece zamanla olanları göreceklerdi.

Akşam yemeğinden sonra Semih çok yorgun olduğunu söyleyerek Sinem’in yanından ayrıldı. Amacı olabildiğince gözden uzaklaşmak ve sabahki notta yazılı olan yere gitmekti. Bir süre odada bekledi ve kafasını toparladı. Başına ne geleceğini bilmiyordu ama oraya gitmezse hiç bir zaman bunu öğrenemeyecekti. Bir kaç dakika cesaretini topladı ve saat 21:00’e on dakika kala odadan ayrıldı. Oraya varması yaklaşık 10 dakika sürecekti. Semih gideceği yolu kafasında belirlemişti. Yetkisi olduğu için kimse neden seviye 1’e girdiğini ona sormayacaktı. Semih içindeki endişeyi bir kenara bıraktı ve hedefine emin adımlarla ilerledi. Sonunda malzeme odasına varabilmişti. Odaya girdiğinde içerisi karanlıktı. Bir süre duvarda ışığı aradı ve açtı. Oda aydınlandığında içeride bir sürü raf ve temizlik malzemesi vardı. Bezler, silecekler, deterjanlar, ... Oda gri tuğladan yapılmıştı ve çok düzenliydi. Girdiği her odanın bu kadar düzenli olması Semih’i şaşırtmıştı. Saatine baktı. Saat 21:00 olmuştu ancak ortalıkta kimse yoktu. Semih birisinin geleceğini düşünüyordu. Belki de odada bulması gereken bir şey vardı. Etrafı iyice süzdü ancak önemli hiç bir şey bulamadı. Hala birinin gelmesini bekliyordu. Odaya tekrar bir göz attı. O esnada bir ayrıntı gözüne ilişti. Rafların her bir bölmesinin arkasında çapraz bir metal vardı. Ancak bir tanesinde bu metal yoktu. Her şeyin bu kadar düzenli ve simetrik olduğu bir yerde ufakta olsa böyle bir ayrıntı ona garip gelmişti. Semih yaklaştı ve rafı inceledi. Rafta sadece deterjanlar vardı. Sıradışı bir şey göremedi. Birden gözüne duvardaki bir tuğla ilişti. Tuğla sanki duvardaki diğer tuğlalardan bağımsız duruyordu, ancak bu fark edilmesi zor bir şeydi. Semih çok dikkatli biriydi ve bu tip şeyleri kolayca farkedebiliyordu. Detaylara çok fazla takılırdı. Bunun sebebi onları çok rahat farkedebiliyor olmasıydı şüphesiz. Semih rafın üstünü boşalttı ve tuğlayı yavaşça yerinden çıkardı. Eğilip tuğlanın çıktığı yerdeki boşluğa baktı. İçerisinde parlayan bir şey vardı ancak çok az ışık olduğu için nesneyi seçemiyordu. Elini uzatıp nesneyi aldı. Bu üzerinde 23 yazan eski bir anahtardı. Semih anahtarı inceledi ancak ne işe yarayacağı konusunda bir fikri yoktu. Anahtarın etrafına bir kağıt sarılmıştı. Kağıt fazlasıyla yıpranmış görünüyordu. Eski bir kağıt olduğu çok rahat anlaşılıyordu. Semih kağıda zarar vermemek için onu dikkatlice çıkardı. İçerisinde “3 ay sonra bugün bu anahtara ihtiyacın olacak. Onu sakın kaybetme ve kimseye gösterme.” yazıyordu. Semih gördüğü karşısında çok şaşırmıştı. Kağıt çok eski görünüyordu. Bunu buraya koyan kişi muhtemelen uzun yıllar önce birinin bulmasını bekliyordu. Ancak el yazısı önceki notta bulunan el yazısı ile aynıydı. Bu kesinlikle aynı kişinin yazısı olmalıydı. Peki ama bu nasıl olabilirdi. Semih anahtarı ve notu cebine attı. Tuğlayı yerine yerleştirdi. Rafı düzenledi ve koşar adımlarla odadan çıktı. Dikkat çekmemek ve göze batmamak için koridorlarda sakince yürüyordu ancak fazlasıyla gergindi ve dikkat çekmemesi mümkün değildi. Sonunda odasına varabilmişti ve rahatlamıştı. Yatağın üzerine oturdu ve bir süre sakinleşmek için derin derin nefes aldı. Birden çok önemli bir şeyi fark etti. Odaya gidip geldiği süre boyunca yolda kimse ile karşılaşmamıştı. Burası çok kalabalık bir tesisti ve birisi ile karşılaşmamak mucize gibi bir şeydi. Bunu birisinin ayarladığı şüphesizdi. O halde eski kağıtta yazan 3 ay şu andan itibaren başlıyordu. Semih dehşete kapılmıştı. Korku içinde kendi kendine söylendi “İyi de, bir insan yıllar öncesinden bunu nasıl bilebilir?”.

Yorumlar

Popüler Yayınlar